Assisili Aziz Francis’in Jübile Yılı
Çarmıhın Karşısında Aziz Fransua
Karem, bizi hayatlarımızı yenilemeye davet eden bir lütuf zamanıdır. Bu dönem bize yeni bir hayata başlamak için fırsat tanır. Kalplerimizde cansız olan şeylerden, bizi hayatımızın gerçek amaçlarından uzaklaştıran her şeyden kurtulma zamanıdır. Böylece, Karem hayatın daha derin gerçekliğini ve Rab ile olan ilişkimiz hakkındaki gerçeği anlamamıza yardımcı olur. Kutsal Kitap’ın Yaratılış bölümünde Yılanın gerçeği çarpıttığını ve ilk ebeveynlerimiz olan Adem ve Havva’nın kalplerine şüphe ektiğini okuyoruz. Günaha teşvik genellikle şüpheyle başlar. Bir kez şüphe kalbe düştü mü, itaat zayıflamaya başlar. Adem’in başarısız olduğu yerde, Mesih sadık kaldı. Çölde, Şeytan da İsa’nın kimliğini ve Baba’ya olan güvenini sorgulayarak ayarttı. Ancak Adem’in aksine, İsa bu ayartma karşısında diyaloğa girmedi. Bunun yerine, ona Allah’ın sözüyle cevap verdi ve Baba’ya itaatkar kaldı. Adem, kendi başına buyruk Rab gibi olma arzusuna kapıldı. Öte yandan, Mesih alçakgönüllülük ve itaat yolunu seçti. Aziz Pavlus’un yazdığı gibi: “Rab özünde olmasına karşın, Rab’be eşitliği sımsıkı sarılacak bir hak saymadı, kendini alçalttı” (Filipililer 2:6–7). İşte bu nedenle Karem bizi insanın düşmesine neden olan kibirden dönmeye davet ediyor.
Kibirden → Alçakgönüllülüğe
Güvensizlik nedeniyle teslimiyetten kaçınma duygusundan → İtaate
Kutsal Kitap’ın Yaratılış Bölümü’nde karşımıza çıkan ilk ağaç, çok güzel ve arzu uyandıran bir ağaçtı. Meyvesi göze hoş geliyordu. Adem ve Havva ellerini ona uzatırlar, bunu şükranla değil de açgözlülükleri nedeniyle yaparlar. Oysa ki,yüzyıllar sonra başka bir ağaç ortaya çıkar. Bu ağacın üzerinde cazip bir meyvesi ya da dünyevi bir büyük vaad de yoktur. Sadece yaralı ve mahvolmuş bir beden vardır —sevgiyle sunulmuş Mesih’in cansız bedeni! Cennette, insanlık almak için elini uzattı. Kalvari’de ise İsa ellerini vermek için uzatır. Cennette, Adem kendi arzusu yerine gelsin diye şöyle dedi: “Benim isteğim olsun.” Diğer taraftan, Getzemane bahçesinde Mesih şöyle dua eder: “Baba, benim değil senin arzun yerine gelsin” (Luka 22:42). Cennette işlenen günahın nedeni güvensizlikti. Çarmıhın zaferiyse mükemmel olan güvendir.
Ve işte bu nedenle Allah’ın sevgisinin açıklandığı bir sembol olarak Karem bizi yeniden Çarmıha yönlendirir. Çarmıh, bize gerçek sevginin nasıl olması gerektiğini gösterir: fedakarlık eden, affeden ve kendini tamamen veren bir sevgidir bu!
Aziz Fransua Çarmıhın Karşısında
Bu yıl Assisi’li Aziz Fransua’nın 800. yıldönümünü kutlarken onun üzerinde İsa bulunan Çarmıha nasıl hayranlık duyduğunu hatırlıyoruz.
Azizler bir gecede ortaya çıkmazlar. Kutsallık bir yolculuktur. Her gün düşebilirler, yine de ayağa kalkar, çarmıhı yüklenirler ve Mesih’i takip etmeye devam ederler. Benzer şekilde Fransua çarmıhta can veren İsa’ya büyük bir sevgiyle hayran olmuştu ve tüm hayatı yavaş yavaş değişti.
Celano’lu Thomas’ın Eski Belgeleri arasında yer alan Aziz Fransua’nın Hayatı adlı eserinde Fransua’nın gençlik yıllarında dünyevi onur ve şöhrete ilgi duyduğunu, ün kazanıp bir şövalye olmayı hayal ettiğini öğreniyoruz. Oysa ki, yüreğindeki Mesih sevgisi giderek onu değiştiriyordu.
Hayatındaki en güzel olaylardan biri San Damiano’da bulunan küçük kilisede çarmıh önünde dua ettiği sırada oldu. Fransua, Çarmıha gerilmiş Mesih’in karşısında durarak mütevazı bir şekilde açık yüreklilikle dua etti:
“Yüceler Yücesi Şanlı Rab, yüreğimdeki karanlığı aydınlat. Bana doğru bir iman, güçlü bir ümit, kusursuz yardımseverlik, akıl ve bilgi nasip et ki senin kutsal ve gerçek olan emrini yerine getirebileyim.”
Bu basit dua onun yüreğinin saflılığını ortaya çıkarır. Çarmıh üzerindeki İsa’ya baktığında sadece onun acılarını görmedi; Allah’ın tüm insanlığa olan derin sevgisini de gördü.
Mesih’in Haç Yolu üzerinde uzun saatler boyunca tefekkür etti. İsa’nın bizim için duyduğu sevgiden dolayı nasıl acı çektiğini düşündüğünde, yüreği derinden sızladı. Dua ederken sık sık ağlardı, çünkü İsa’nın çektiği acılar için büyük bir üzüntü ve O’nun sevgisi için de büyük bir minnet duyuyordu.
Onun için Çarmıh, yenilginin bir simgesi değil ilahi sevginin en büyük işaretiydi. Allah’ın Oğlu, biz hayata kavuşalım diye alçakgönüllülüğü, acı çekmeyi ve ölümü kabul etti.
Fransua bu sırrı anladığı anda, karşılığında derhal kendi hayatını Mesih’e sundu. Yoksulluk, alçakgönüllülük ve sevgiyle İsa’yı takip etmekten başka hiçbir şeyi arzulamadı.
Haç Yolu üzerindeki meditasyonu öylesine derinleşti ki hayatının sonuna geldiğinde Mesih’in yaraları olan Çarmıh yaralarını aldı.
Böylece onun bedeni de, çok sevdiği çarmıha gerilmiş Rab’bin bir yansıması haline geldi.
Fransua ve Efkaristiya
Fransua’nın maneviyatının yoğun tarafı, Efkaristiya’ya duyduğu derin ve şefkatli sevgisiydi. Ona göre Efkaristiya demek Mesih’in kendi insanları arasında yaşayan varlığı demekti. Efkaristiya’daki İsa ile Kutsal Kitap’ta sevdiği ve Çarmıh üzerinde meditasyon yaptığı aynı İsa’ydı.
Fransua ve Yoksulluk
Maneviyatının diğer bir yönü de yoksulluktur. Matta 19:21’de şöyle deniyor: “Eğer mükemmel olmak istiyorsan, git varını yoğunu sat, parasını yoksullara ver; sonra gel beni takip et.” (Matta 19:21). İsa’nın bu çağrısı derinden yüreğine işledi. Pek çok kişinin kaybetmekten korktuğu şeyleri Fransua Mesih’i kazanmak için sevinç içinde terk etti. Bu vazgeçme yalnızca maddi şeylerden vazgeçmekle ilgili değildi. Fransua için yoksulluk manevi bir yaşam biçimi haline geldi. Kalbin, mallara, mevkiye ya da dünyevi güvenliğe bağlı kalmadığı zaman gerçek özgürlüğe kavuşulduğunu keşfetti. Yoksulluk, İsa’nın şu sözlerine güvenen Fransua’nın tamamen Allah’ın takdirine bağlı kalmasına izin verdi: “Hayatınız için endişelenmeyin… göksel Babanız neye ihtiyacınız olduğunu biliyor.”(Matta 6:25–32). Fransua’nın hayatı bize gösteriyor ki, kalplerimiz maddi şeylere bağlılıktan kurtulduğunda, Allah’a daha yakın oluruz ve bize emanet edilen insanlara hizmet ederken daha faydalı oluruz.
Fransua ve Alçakgönüllülük
Fransua Mesih’in alçakgönüllülüğünü yaşamaya çalışırken, Allah’ın huzurunda ve diğer insanların arasında sadece en küçük olmaktan başka şey arzulamıyordu. Bu nedenle, kendisini ve etrafındaki kardeşlerini alt sınıfa ait kardeşler anlamına gelen “Küçük Kardeşler” diye adlandırdı. Bu sadece bir unvan değildi; bir yaşam biçimiydi. Fransua bizzat kendisi, yazdıklarında bu tutumun benimsenmesi için cesaret verdi. Nasihatler’de şöyle der: “Başkaları tarafından övülüp yüceltildiğinde, kendisinin değersiz, basit ve horgörülen biri olarak görüldüğü andakinden daha iyi hissetmiyorsa o kişiye ne mutlu!” (Nasihatler 19). Bu tutum bizi gururdan uzaklaştırır ve bizim sahip olduğumuz herşeyin bir ilahi lütuf olduğunu hatırlamamıza yardım eder. Fransua’ya göre mütevazı şekilde Beden Alışı ve Efkaristiya’da bulunması Mesih’in ilahi sevgisinin en büyük örneğidir. Madem ki Mesih kendisi alçakgönüllülüğü seçtiyse, onu örnek alan takipçileri nasıl yücelik peşinde olabilirler?
Fransua ve Dua
Assisili Fransua’nın hayatının her yönünde, —özellikle alçakgönüllülüğünün, yoksullara olan sevgisinin, huzurunun ve sevincinin— ardında derin bir temel vardı, o da duaydı. Fransua öncelikle bir vaiz, bir girişimci veya bir misyoner değildi; herşeyden önce bir dua adamıydı. Yaptığı her şey, Mesih ile karşılaşmasından kaynaklanıyordu. Fransua, sıklıkla ıssız yerlere —dağlara, ormanlara ve mağaralara— çekilerek sessizlik ve yalnızlık arardı, böylece Rab ile yalnız kalabilirdi. Rab ile derin bir birlik içinde olan Fransua, sadece dua etmekle kalmadı kendisi bizzat dua haline geldi.
Allah’tan bize güç vermesini dileyelim ki, Aziz Fransua’nın izinden giderek, her şeyden çok Allah’ı sevebilelim.